
Merhaba Değerli Arkadaşlar,
12 Temmuz Pazar günü sizleri gerçekten çok güzel bir etkinliğe davet ediyoruz.
Manavgat' ın merkezinden başalyıp, nehrin denizle buluştuğu yere kadar tatlı su kaplumbağaları ve su kuşlarının eşliğinde keyifli bir tekne turu bizleri bekliyor.
Nehrin denizle buluştuğu yerde oluşan kumsalın bir tarafı serin irmak suyu diğer yanı ise sıcak akdeniz suyu. Tercih sizin olacak dilediğiniz yerden suya girebileceksiniz.
Tur akışı ve program detayları için yazının devamını okuyunuz lütfen.


ILLIMANI DAĞI(BOLİVYA) VE MALEZYA EKSPEDİSYONU
29.04.2009-23.05.2009
Yaklaşık dört-beş aydır, uluslararası kış dağcılığı projem üzerinde araştırma yapıyorum. Bol yağışlı ve uzun bir kış geçirmemize rağmen ağız tadıyla kış dağcılığı yapamadım.
Niyetim, Mart ayında Güney Amerika'da And Dağları'na ya da Japonya'daki Fuji Volkanik Dağı'na tırmanış. Japonya'daki acenteler;"Bu mevsimde aklınızdan bile geçirmeyin. Temmuzdan önce kesinlikle çok tehlikeli",diyerek karar vermemi kolaylaştırıyor.Bolivya,Şili ve 'daki turizm acenteleri ile görüşmelerimde aldığım yanıtlar da çok farklı değil."Mart ayı hiç elverişli bir zaman değil. Haziranda görüşmek üzere.", diyor hemen hepsi.

Koşullar bana uymuyorsa, ben de koşullara uyarım. Temmuz,haziran olmasın ama ortasında buluşalım. Nisan sonu Bolivya'ya yolculuk.Acenteler, And Dağları'nın Cordillera Zirveleri'nde yaklaşık yirmi günlük, üç-dört zirve çıkışını kapsayan programlar sunuyorlar.Bolivya deniz seviyesinden 4000 m. yükseklikte. Zamanım yüksek irtifaya adapte olmaya ve tek bir zirve denemesine yeterli sadece.Zirveler 5000m. ile 6500m.arasında değişiyor.Bu mevsimde sadece 5000m yükseklikte zirvelere tracking rotaları tercih ediliyormuş. Oraya gidince netleştireceğim programımı ama, dik buzullarıyla 6500 metrelik Illimani Zirvesi kanıma girdi şimdiden.
Uzun ve zahmetli bir yolculuk beni bekliyor.29 Nisan'da Frankfurt ilk durak.Tüh!O kadar da kontrol ettim ama kamerayla fotoğraf makinesini evde unutmuşum.Havaalanından yeni bir fotoğraf makinesi alıyorum mecburen.Çok özel bir ekspedisyonu belgelemeden olmaz.Kredi kartı hamil-i yakinimdir nasıl olsa!İkinci durak;Lufthansa ile Venezuella'nın başkenti Caracas.30 Nisan 15:20 gibi varıyorum. Bir gece buradayım. Emanet arıyorum eşyalarımı bırakmak için.Uluslararası havaalanında emanet yok! Pes!Otellerin geceliği 150-200$dan başlıyor.Şehir merkezine tek yön taksi ile inmek 40$. Soyguncu bir şehir.B planı uygulanacak anlaşılan.Uyku tulumumu çıkarıp havaalanında geceliyorum .
1 Mayıs sabahı Peru''nun başkenti Lima 'yaa varınca La Paz uçuşuma kadar, çantamı emanete bırakıp, şehrin merkezine iniyorum. Machu Picchu'ya gittiğimde görmüştüm burayı. Güney Amerika'nın yoksul şehirleri birbirine benziyor. Birkaç saatliğine ana caddede turlayıp bir şeyler atıştırıyorum.

Bolivya Günlüğü birinci bölüm;
Bolivya'nın başkenti La Paz'a gece yarısı 02:00 gibi ulaştım. İki gündür yollardayım dağların sevdasına. Bir an önce,bir taksi ile şehir merkezindeki otelime yerleşiyorum. Sıfır rakımlı okyanustan geldiğim irtifa 4050 m. İnanılmaz! 3917 metredeki Erciyes Dağı'nın zirvesinden yüksekteyim! Dünyanın en yüksek başkentindeyim.

Kahvaltı menüsünde ana yemek tavuk! Her öğün tavuk yiyor Inka'nın torunları.Tavuk onların olsun suyuna çorba bana yeter. Kendime gelmeye başladım. Şehri turlayalım.Yüksek irtifada az oksijen hemen etkilemeye başladı.Şiddetli baş ağrısı var.Bolivya,Ekvator kuşağında.Buna rağmen karasal iklim hakim. Hava oldukça soğuk ve yağışlı.Şehir, tam anlamıyla büyük bir köy kent. Asfalt yol oldukça az. Yapılaşma son derece biçimsiz.Dev plazaların yanında boyasız, sıvasız, kiremit çatılı çok katlı binalar, şehir merkezinden birkaç kilometre ileride, yamaçlarda yumuşak toprak zeminde kurulmuş iç içe kerpiç evler, naylondan çatılar, pencereler. Her yer gecekondu bölgesi. Evlerin çoğu yumuşak toprak zemine yapıldığı için biraz yağış alınca heyelanla derelere kayıyormuş. Parke caddeler, daracık toprak sokaklar,pislik içinde yol kenarlarından akan dereler. Yoksul bir şehir.

İspanyollar tarafından 1548'de kurulan şehrin asıl adı;Nuestra Señora de La Paz (Barışın Kutsanmış Meryem Anası).Hiç de feminen değil,pasaklı ve bakımsız."Camii,mihrap her şey gitmiş." denebilir.
Inka Uygarlığı'nın İspanyol kolonileri, Asyalı ve Afrikalılarla melezleşmiş torunları; geleneksel kıyafetleri, silindir oyuncak gibi şapkaları(yüksek irtifadan mı düşmüyor sırma saçlarından?)içinde koka çiğneyip sırtlarında yükleriyle evlerindeymiş gibi rahat,sakin dolaşıyorlar etrafta.Kısa boylu, tombulcalar.Tenleri koyu,saçları simsiyah upuzun.Caddeler mutfak onlar için;tencerelerde yemekler pişirip çoluk çocuk yiyorlar.Bir de seyyar satıcılar.Mağazaların önünde,kaldırımlarda,ana caddelerde her yerdeler.Trafik bu sebeple çok zor ilerliyor.Ayakkabıdan elektroniğe,el işinden Çin işine, yiyecek, giyecek, aklınıza gelebilecek her türlü şey var tezgahlarda.Inkanın torunları ellerinde bez bohçalar, sırtlarında çocuklar,sürekli alışverişteler.

La Paz'a antik Aymara döneminden kalma Chuqiyapu (altın çiftliği) da deniyor. İspanyollar altın ve gümüş madenleri için buraya yerleşip Aymara halkını madenlerde köle olarak çalıştırmışlar. La Paz'ın içinden akan Choqueapu Nehri'nde altın hala mevcut. 1920'lerde madenlerin yanında zengin petrol rezervleri bulunmuş.50'lerde de büyük tarım reformu ile feodal sisteme son verilmiş. İşçi sınıfı ve fakir halk büyük oranda şehre göçmüş. Tarım ürünleri, tütün mamulleri, zirai ürünlerinin yanında tekstil ve inşaat sektörleri ile sanayide son yirmi yılda gelişme kaydedilmiş.
Efendim tarihçe, ekonomi, toplumbilim derken lafı fazla uzatmayalım. Bizim yolumuz dağların yolu. Niyetim, Amazon'dan gelme tropikal meyvelerle, şehir civarında birkaç gün geçirerek yüksek irtifaya uyum sağlamak.
Geniş ve oldukça derin And Vadisi içinde kurulu şehir,Altiplano Split'in doğusuna yakın. Muhteşem zirveleri ile ünlü dağları;Illimani(La Paz'ın koruyucusu),Huayna Potosi,Mururata ve Illiampu.Seyahat acenteleri, bu mevsimde,gezgin bir dağcıya ekspedisyon yaptırmaya pek istekli değiller.5000 metrelerde yürüyerek çıkılabilecek dağlara yönlendirmeye çalışıyorlar.Ben kararımı verdim. En yüksek zirve,teknik olarak zorlu seviyedeki Illimani'ye çıkacağım Zorlu bir çıkış beni bekliyor. Bütün gün rehber,şerpa araştırıyorum. Ekspedisyon öncesi dört günüm var irtifaya alışmak için.En büyük risk ; yüksek irtifa.
Turlarla görüşüp biriyle anlaştım.Grup bulamadım.Tek katılımcı benim,rehber eşliğinde.Gün kararmadan, bizde eski zamanlarda kullanılan minibüs benzeri, her yanı allı pullu,açık yeşil renkte belediye otobüsüyle şehri boydan boya geziyorum. Mimari İspanyollardan kalma;son derece eski ve bakımsız."Yoksul ülkenin mimarisi bu kadar olur!",diyorum içimden. Plaza de Murillo, tarihi Metropolitan Katedral ve Kongre binasına ev sahipliği yapıyor .Ondan fazla müzeyi barındıran Calle Jaen,San Andres Devlet Üniversitesi, Ay Vadisi,Devil's tooth(Şeytanın Dişi),stadyum önünde Tiwanaku Square belli başlı yerler.Şehrin biraz dışındaki tepelerden panorama çok güzel.Kenar mahallelerde güler yüzlü rengarenk yerel kıyafetleri içinde insanlar.Koyunlar,lamalar,tavuklar,yeşil çuha üniformalı asker kızlar...Fotoğraf çekiyorum bol bol.
Yeme içme doyurucu,çeşit de bol. Bolivyalılar devamlı tavuk yiyor. Benim gibi vejeteryanlar için amazon meyveleri ,patates çeşitleri (papa,occa İspanyolcası)rakaçalı sebze çorbalı menüler ideal.Fast-food yerleri öğrenciler, memurlar ,Amazon'a geçerken La Paz 'a uğrayan Güney amerikalı ,birkaç Japon,İngiliz,Amerikan turist tarafından rağbet görüyor.
Mahmutpaşa gibi cıvıl cıvıl kent pazarları. Pazar kalabalığın bizdekinden farkı;canlı müzik konserleri ve silah sesleri! Şehirdeki ilk günümde, ana cadde üzerinde mahşer bir kalabalık var. En işlek ana caddede,yorganları yatakları ile barikatlar kurmuş insan selinin oluşturduğu tuhaf görüntü;hükümetin tarım politikalarını protesto için gelen köylülermiş.
İkinci günümde; dünyanın en yüksek, aynı zamanda Güney Amerika'nın en büyük gölü Titicaca Gölü'ne(3812m.yükseklikte) gidiyorum. Peru ve Bolivya sınırları arasında 8.372km2lik bir alanı kaplıyor.Doğu tarafı La Paz ,batı tarafı Peru'da.Yağmur suları ve Sierra Dağı'nın buzullarının erimesiyle beslenen, derinliği yer yer 280 metreyi bulan bu özel gölü görmek için, gün ışır ışımaz otobüs terminaline gidiyorum.Oldukça eski yeşil bir minibüsle, döne döne iki saat gidiyoruz.Boğazdan yarımadanın karşısına geçmek için onbeş dakika daha feribotla yolculuk ediyoruz göl üzerinde. Bizim gibi gelen geçenin dışında 42 adayı daha sırtında taşıyan göl; berrak, turkuaz bir renge sahip.Karşı kıyıdaki iskelede esnaf, pazar tezgahlarını dizmiş.Ticaret olmazsa olmaz,hayat durur sanki! Pişirdiklerini ya satıyor,ya da kendileri yiyip içiyorlar.Ben de gölün meşhur balık çeşitlerinden Orestias(killifish),pilav ve meyve ile onlara katılıyorum.

Titicaca'da Copacabana Kasabası ile Isla del Sol ve Isla del Luna Adaları'nı görmek niyetim. Bolivya'nın göl kıyısındaki en büyük kasabası,Brezilya'nın Rio de Janeiro sahili ile aynı ada sahip, Copacabana'ya feribottan sonra bir buçuk saat daha yola devam ederek yaklaşık 4 saatte ulaşıyoruz.

Copacabana, çok şirin bir sahil kasabası.Şansıma günlerden Pazar.Her pazar meydandaki 16 yy.dan kalma Bazilika(büyük kilise)etrafında geleneksel festivaller düzenleniyor.Her yaştan insan , renkli geleneksel kıyafetlerini giyip, pan flütlü canlı müzik gösterileri eşliğinde çalıp,söylüyor, dans ediyor,masumca sosyalleşiyorlar.Ben de, meşhur biraları Cerveza içip seyrediyorum cümbüşü. Eğlenmek herkesin hakkı.Yemyeşil ada ,taraçaları ile bana Çin topraklarını hatırlatıyor. Panorama müthiş.Bir tarafta karla kaplı And Dağları,bir tarafta yemyeşil tepeler.Baklagillerden proteince zengin, "Ava" adlı kurutulmuş çok iri bezelye cinsinden tadıyorum civarı dolaşırken.

Copacabana'dan teknelerle Inka uygarlığından kalma harabeleri ile ünlü Isla Del Luna(Ay Adası)ve Isla Del Sol(Güneş Adası)'a geçeceğim. Kutsal Inka medeniyetlerini bir de bu topraklarda görebilmek için vakit kaybetmeden kendime bir tekne ayarladım.Önce bir saatlik tekne yolculuğu ile adından da anlaşılacağı gibi küçücük Ay Adası'na geçiyorum tekneyle .Bir saat kadar dolaştıktan sonra yarım saat daha tekneyle giderek Güneş Adası'na geçiyorum.Tahta bir iskele var limanda.Cordillera Dağları'nın göle yansıyan görüntüleri.Tamamen başka dünyalardayım.Enfes!Yüzseksen kadar Inka harabesi varmış günümüze ulaşan.Dünya göllerine girmek harika bir meditasyon benim için.Aklımdan geçirdiğim anda uzaklaştırıyorum bu düşünceyi.Suyun sıcaklığı en fazla 14 derece.Dağ zirveleri mi antibiyotik iğneler mi?Tercih çok basit!
Ormanla kaplı tepeciklerde çok ağaç kesilmiş.Küçük liman, tekneler .Dik ve yorucu taş merdivenlerden tepeye çıkıyorum ama bitap düştüm.Burada bir gece kalmayı hakettim galiba.İrtifaya da alışmam lazım.Tepedeki taş evlerden birinde kalacak yer ayarlıyorum kendime.Otel sahibesi,ertesi gün için kumanyamı hazırlıyor.Heryerde evimdeymişim gibi ağırlıyorlar.Herzaman heryerde olduğum için mi acaba?
Güneş Adası'nda ay ışığının göle yansıması, yıldızlar,birkaç köpek havlaması ve derin sessizlik.Tadını çıkar Haki! Başağrını da kabul et artık.Bu coğrafyada hep seninle arkadaş olacak anlaşılan.Ertesi sabah hava aydınlanmadan, tempolu bir yürüyüşle adanın kuzeyindeki en uç burna yürüyorum üç saatte.Yirmi-yirmibeş taş evden oluşan antik kenti dolaşıyorum"Zahmete pek değmedi .",diye düşünüyorum harabeleri , Macha Picchu'dakilerle kıyaslarken.Ve nihayet gündoğumu! Anadolu topraklarından, uzun bir yoldan gelip adanın en ucunda güneş doğarken sanki Anadolu Dağlarından birindeymişim gibi kumanyam ve termos çayımla kahvaltımı yapıyorumı güneşin göle vuran ilk ışıklarını seyrederek.Mutlak bir sessizlik.Sanki bir ressam tablosunun içindeyim. Müthiş keyif!
Öğleden sonra üç civarında benigetiren tekne ile Copacabana'ya dönüyorum.Otobüsle devam ederek geç saatte La Paz 'a ulaşıyorum tekrar.Yarın Büyük ekspedisyon başlıyor!
Illimani yolları taştan,sen çıkardın beni baştan.
Bolivya Günlüğü ikinci bölüm;
Birinci gün;Hiç İngilizce bilen rehberle sözleştiğimiz yerde buluşuyoruz.Turizm acentesinden kiraladığım dağ malzemelerini kontrol ediyorum.En küçük bir ihmalin bedelini hayatımla ödeyebilirim.Kendi ekipmanımı da araca yerleştirdikten sonra 08:30'da şoförle birlikte üç kişi yola koyuluyoruz.3800 metredeki şehir merkezinden çukura iner gibi 3200 metrelere kadar iniyoruz önce.Yol boyunca 2700metrelere kadar inip 4200metrelere kadar ine çıka gidiyoruz.Uyarılarıma kulak asmadan,biz buraları biliriz havasıyla çok hızlı giden şoför,toprak köy yolları gibi anayollardan, tehlikeli virajlardan beş saatte getirdiği Pinaya Köyü'nde yolun bittiği son noktada indiriyor bizi. Oldukça fakir görünümlü bir karı koca yanımıza gelip patates ikram ediyor. Pinaya Köyü'nde her yere ekin ekilmiş, yemyeşil.Tipik bir Anadolu köyü görünümünde.Köyün rakımı 3900m.Şoför gitti.
Katırcı gelecekmiş. Beklemeye koyuluyoruz.



Katırcı gelince malzemeyi katıra yükleyip ,bu sefer katırcıyla birlikte üç kişi,anakamp için yürüyüşe başladık. Hava çok sert, bir açıyor bir kapanıyor,arada sert rüzgar ve kar atıyor.Akbabalar eşliğinde ana kampa kadar 4 saat yürüyoruz.Bitki örtüsü; keskin kayalar ve biraz ileride kar ve buzullar .Puento Roto olarak bilinen 4550 metredeki anakamp yerine ulaşıyoruz.Kısa boylu ama çokçevik katırcı, çadırları kurduktan sonra dönüyor.
Akşam yemeği rehberle başbaşa.Buraya ikinci çıkışıymış.Rehber akşam yemeğini hazırlarken,kaya tırmanışı yapıyorum birkaç saat.Medeniyetin sıfır noktasındayım.Cep telefonu,kamera,fotoğraf makinesi hiçbiri çalışmıyor.Günbatımında güneşin buzullara vuran ışınları muhteşem bir renk demeti. Hava eksi onbeş derece.Sert rüzgarın ıslığı ve hızlı yağan karın çadıra vuran tok sesi altında"Neredeyim ben?", diyerek döne döne uyumaya çalışıyorum.
İkinci gün;Rehberin "Kalk"dediğini farzettiğim bağırtısı ile sabah 6'ya doğru uyanıyorum."Ohh be!Dağın kucağındayım.Gerçek bu!"İrtifa etkisini şiddetli göstermeye başladı. Başağrısı ve mide bulantısı var.İştahım hiç yok.Kar suyu ile kaynayan koka çayı yanında sebzeli omletten oluşan kahvaltıyı kendimi zorlayarak bitiriyorum.Kısa bir süre sonra katırcı,bir köylü ile birlikte kamp malzemelerini ve çadırı bir sonraki kampa taşımak için geliyor.30 ile 50 derece arasında meyilli dik kayalardan, tehlikeli uçurum kenarlarından döne döne beş saat tırmanıyoruz.5200metrelerden sonra biz hariç hiçbir canlı görmedim. 5450 metrede buzulun başladığı Condor's Nest denen bölgeye çadırları kuruyoruz.Katırcı ve köylü gittiler.Bu şerpalar,bu kadar ağır yükle zorlu dik kayaları nasıl tırmandılar?Hayret doğrusu!Performansları çok yüksek.


Oldukça halsizim."Ne işin vardı buralarda Haki! ",diye söyleniyorum kendi kendime. Nasıl bir enerji ekstremlerde dolaşmayı yaşam biçimim haline getirdi? Keyifsizim. Zoraki su içip birkaç meyve yemeye çalışıyorum. Yüksek irtifaya alışmak için ayırdığım dört gün kesinlikle yeterli değil deniz seviyesinden gelenler için.En az yedi sekiz gün gerekiyor.Ekstrem koşullara uygun kıyafetler üzerimde.
Cadırda uzandığım yerden, Bolivya Platosu And,Nevado Sajama ve Bolivya'nın en yüksek zirvelerini seyrediyorum.Güneşin ışınlarının buzula vurması prizma renklerine dönüşüyor.Muhteşem!
Üçüncü gün;Gece 2:00'de kar ve buzulların üzerinden ip açarak 40-45 derece meyille tırmanmaya başladık.Sert rüzgar ve yoğun tipi var.Illimani Pico Norte,kuzey yönünden zirveye çıkıyoruz,en dik rotadan. Dağın doğusundan Amazon'un yemyeşil vadileri görülebiliyor .Soğukla mücadele ediyoruz. Güvenli çıkmamızı sağlayan krampon,kazma,emniyet ve ipte olmak.Oldukça ağır ilerliyoruz. Dermanım bitmek üzere. Küçük molalar harici aralıksız 7.5 saatlik tırmanış sonunda zirveye ulaştık. Inka medeniyetlerinin " Golden Eagle"dediği 6438 metrede Cordillera Real en yüksek noktasındayız. Bulutların üstündeyiz. Geceden beri süren fırtına dindi.Hava eksi 20 derecelerde. Fotoğraf makinesi yüksek irtifa ve soğuktan çalışmıyor gene.Piller dondu herhalde.Zirveyi görüntüleyemedim,ama her detayı hafızama kaydediyorum.Zirvenin batı yüzündeyim.Rüzgar bulutları çok kısa süreli de olsa dağıttığında aşağılarda Bolivya Platosu ve And Dağları batıdan da Peru'ya doğru uzananTiticaca Gölü görülebiliyor. Batıya doğru vuran güneş muhteşem.Kısaca herşey muhteşe! Rehberle birbirimizi dondurucu rüzgarda manalı bakışlarla kutlayabiliyoruz sadece.Şükürler olsun Hey heyyy!
"Kurz und Schmerzlos"(Kısa ve Acısız); Tahmini onbeş dakika kalabildiğimiz zirveden hızla inişe geçtik.Zirve meditasyonu büyük moral oldu.Yol boyunca kendimle çok hesaplaştım işin doğrusu. Zaman zaman döktüğüm tüm emeklere hayıflanmadım değil.Oysa şimdi ,Zirve mutluluğu herşeyi unutturdu.4,5 saatlik dikkatli inişle Condor Nest'e vardık.Tırmanışa başlamadan önce içtiğim iki bardak sıcak su haricinde boğazımdan bir şey girmedi.Çok efor sarfettim.Kumanyamdan atıştırıp cadır içine atlıyorum.Sıcacık uyku tulumunun içindeyim.Rüzgarın sesini dinlerken,yorgunluktan uykuya dalmışım bile.
Dördüncü gün;Sabah erken saatte gelen Şerpa ile rehber kamp malzemelerini topladılar.Anakampa daha sonra da araca binmek üzere Pinaya Köyü'ne inişimiz öğleden sonra 3'ü buluyor.La Paz'a, Antik Inka uygarlığının yakışıklı torunlarının ikamet merkezine vardığımızda hava, kararmak üzere.
Hasta la Vista Baby (Görüşünceye kadar!)şarkısını söylemeye başladım bile.Bir daha görür müyüm?Hiçbir fikrim yok. İki gün daha buradayım.Civar kenar mahallelerde dolaşıyor,halkla sohbet ediyor, bu irtifada beni üzmeyen fotoğraf makinesiyle bol bol fotoğraf çekiyorum.
Zorlu bir projeyi "tamamen kendi olanaklarımla" tamamladım.Sıradan bir turist olmayı hakettim artık.Gezimin ikinci bölümü okyanusta geçecek.Ama Atlantik Okyanusu'nda değil. Pasifik ve Hint Okyanusları'nda . Ay gibi ben de Dünya etrafında dönüyorum.
Peru'nun başkenti Lima üzerinden Kuala Lumpur'a uçağım Frankfurt merkez istasyonundan gene.Geçen sene Kinabalu Dağı Zirve çıkışımda görmeye fırsat bulamadığım orangutanları, Tropik Yağmur Ormanları'nda, Güney Amerika'nın değil elbette ,Güneydoğu Asya'nın Tropik Yağmur Ormanları'nda, Malezya, Borneo Adası'nda göreceğim.Yüksek irtifadaki ekstrem Illimani Zirvesi oldukça güç kaybettirdi.Sıfır rakımda Pasifiğin tropikal meyveleriyle güçlenirim artık
Haki ENGİN
Doga sporcusu ve Gezgin
Sayfa Özeti: Antalya Doğa Sporları Platformu, 12.07.2009 / Manavgat Tekne Turu, Illimani Dağı 6438 metre (Bolivya) Nısan-Mayıs / 2009
Anahtar Kelimeler: